El aylarının uzunluğu bir el ayasını geçmeyen küçük bir pirinç Durga heykeli, yılın on bir ayını dolabın arkasında pamuklu bir beze sarılı geçirir. Onun dışarı çıktığı tek zaman Navaratri’dir. Biri onu açar, omuzlarındaki ve sari kıvrımlarındaki kararmayı siler, sunağa yerleştirir; dokuz gece boyunca ona bakılır, yanında kandil yakılır ve onunla konuşulur. Sonra gelecek yıla kadar yeniden bezine sarılır. Heykel değişmez. Bez biraz daha yumuşar. Yakından bakarsanız metalin, on yıl öncesine göre bir ton daha koyu olduğunu görürsünüz.
Dokuz Gece, İki Takvim, Pek Çok Biçim
Navaratri, Sanskritçede “dokuz gece” demektir: nava, dokuz; ratri, gece. Sonbahar takvimini garba dansçıları ve Durga Puja pandallarıyla dolduran tek bir Navaratri olduğunu varsaymak kolaydır. Oysa Hindu takviminde kutlanan iki Navaratri vardır: Chaitra’nın ilkbahar ayındaki Vasanta Navaratri ve genellikle eylül ya da ekim aylarına denk gelen Ashvin ayındaki sonbahar Navaratri’si, yani Sharad Navaratri. Sonbahar kutlaması Hindistan’da ve diaspora toplulukları arasında en yaygın biçimde sürdürülen kutlamadır; bu yazı da onu izler.
Dokuz gecenin kendisi geleneksel olarak tanrıçanın dokuz biçimi olan Navadurga ile ilişkilendirilir. Yaygın olarak anılan sıralama şöyledir: Shailaputri, Brahmacharini, Chandraghanta, Kushmanda, Skandamata, Katyayani, Kalaratri, Mahagauri ve Siddhidatri; her geceye bir biçim düşer. Bunun yerine birçok hane dokuz geceyi üçerli üç gruba ayırır ve sırayla Kali’ye, Lakshmi’ye ve Saraswati’ye adar: önce tanrıçayla onun öfkeli yönünde, sonra bolluk olarak, ardından bilgi olarak karşılaşılır. Her iki düzen de gerçektir; biri diğerini geçersiz kılmaz. Hindistan’daki bölgesel uygulamalar ve festivalin aldığı birbirinden çok farklı adlar (Bengal’de Durga Puja, daha güneyde Golu bebek sergileri, Telangana’da Bathukamma, sınırın ötesindeki Nepal’de Dashain), tek ve düzenli bir kuralı dürüstçe yazmayı imkânsız kılar.
Gecelerin Yaşanış Biçimi
Bir hane hangi düzeni izlerse izlesin, dokuz gece genellikle aynı şekilde başlar: ilk sabah Ghatasthapana yapılır; bir kap olan kalash sunağa yerleştirilir ve çoğu zaman festival boyunca yanında yanar hâlde bir kandil tutulur. Bu işlem öğleden önce tamamlanır, sonra değil. Her akşam o kalashın yanında kandil yakmak, kimseden büyük bir şey istemeyen, yalnızca birinin ertesi gün bunu yeniden yapmayı hatırlamasını gerektiren küçük ve tekrarlanan bir eylemdir.
Dokuz gecenin ilerleyen günlerinde, Ashtami veya Navami’de birçok hane Kanya Puja’yı, bazen Kanjak olarak da adlandırılır, gerçekleştirir: dokuz küçük kız, yaşayan Navadurga temsilleri olarak davet edilir, onurlandırılır ve genellikle puri, chana ve helva gibi yiyeceklerin bulunduğu bir yemek ikram edilir. Bu, festivalin en şefkatli geleneklerinden biridir ve sunağın üzerindeki heykelin kendi başına söyleyemeyeceği bir şeyi anlatır: Bu gelenekte tanrıça yalnızca bronz, pirinç ya da kil değildir. O, bir öğleden sonra yemek yemek için oturan dokuz çocuktur da.
Pirinç Neden Nehre Bırakılmaz?
Festival hakkında yazılan rehberlerin çoğunun atladığı gerçek şu: Vijayadashami’de sokaklarda taşınan, halka açık Durga Puja pandalları için yapılan büyük kil figürleri, onuncu gün bir nehre veya su tankına daldırılmak üzere hazırlanır. Visarjan, yani suya bırakma, sonradan eklenen bir uygulama değildir; kil bir murti’nin amaçlanan yaşamının parçası olarak anlaşılır: bir festival, ardından geldiği suya ve toprağa dönüş. Evde ibadet için saklanan pirinç bir Durga’ya ise tamamen farklı davranılır. O temizlenir, eritilmez. Nehre bırakılmaz, bezine sarılır. Bu yıl ya da herhangi bir yıl onun için visarjan yoktur ve bu tek fark, nesnenin ne olduğunu değiştirir. Kil bir murti tek bir Navaratri için yapılır. Pirinç olan ise sessizce tüm Navaratri’ler için yapılır: bu yılın dokuz gecesi ve ailenin henüz ulaşmadığı geceler için.
Pirinç, bakır ve çinkodan oluşan bir alaşımdır; Hindistan’daki tapınaklarda ve ev ritüellerinde iki bağlantılı nedenle tercih edilir: onlarca yıl boyunca elle tutulmaya dayanır ve biri cilalamaya zahmet ettiğinde parlar. Uttar Pradesh’teki Moradabad, Hindistan’ın pirinç ticaretinin iyi bilinen merkezlerinden biridir; ülke içinde yüz yılı aşkın süredir tanınır ve bunun gibi murtileler de orada yaygın olarak dökülen parçalar arasındadır. Bu figürlerin çoğu dökümle, bazen Güney Hindistan’daki bronz ikon yapımından da bilinen kayıp balmumu yöntemiyle üretilir. Bu yöntemde balmumundan bir model hazırlanır, kaplanır ve yakılarak uzaklaştırılır; böylece erimiş metal tam olarak onun yerini alabilir. Küçük bir pirinç ya da bronz parça sunağa her konduğunda bunu düşünürüm: Bir yerde, bir zamanlar biri, bu biçim metalde hiç var olmadan önce onun aynısını balmumunda elinde tutmuştu.
Vijayadashami ve Geriye Kalan
Tüm bu dokuz gecenin ardındaki hikâye, onuncu gün olan ve Dussehra olarak da bilinen Vijayadashami’de doruğuna ulaşır. Tanrıları kendi göklerinden kovmuş olan manda iblisi Mahishasura ile Durga’nın savaşı burada, onun zaferiyle sona erer. Kil murtilelerin suya götürüldüğü gün budur. Evinde pirinç bir Durga bulunan kişi içinse bu, sıradan bir gündür: Heykel bir kez daha silinir, yeniden bezine sarılır ve kaldırılır; festival o hane için daha az anlam taşıdığı için değil, nesne en başından beri nehre geri verilmeyecek şekilde yapıldığı için.
Her yıl ritüel imgelerinin çoğunu yeniden kuran bir kültürde tuhaf biçimde kalıcı olan şey, küçük bir nesnenin yalnızca yaşlanmasına izin verilmesidir. Her yıl biraz daha kararır; biri bu kararmanın bir kısmını cilalayarak giderir, bir kısmıysa kalır. Dokuz gecenin herhangi birinde yanında tütsü yakılıp yakılmaması, ritüelin zorunlu kıldığı bir şey değil, kişisel bir alışkanlık meselesidir. Ritüelin istediği daha basittir: Bir yılın daha ona ve size ne yaptığını fark etmek ve mevsimin ölçüsü olarak yalnızca takvime değil, buna da izin vermek.





